Yavru su aygırları

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Su aygırları yirmi, otuz başlık sürüler meydana getiren arkadaş canlısı hayvanlardır. Fakat çiftleşme zamanı gelince, erkekler vahşileşir ve dişilere sahip olmak için aralarında hunharca boğuşurlar. Bu düellolar çok kere, dövüşçülerin keskin kesici dişleriyle birbirlerinin derilerinde 7-8 santimlik yaralar açmalarıyla son bulur.
Su aygırları yılda bir kere çiftleşirler. Dişi sekiz veya dokuz ay sonra karaya çıkarak tek yavrusunu bir kamış yatağının içinde doğurur.
Yavru su aygırı doğduğu zaman 50 kilo ağırlığındadır. Yürümeyi öğrenmeden Önce yüzmesini bilir. Annesinden suyun içinde meme emer. Yavru, bebeklik zamanında suda annesinin sırtanda yol alır.
Yavru su aygın süt emmek için gerek sığ suda, gerekse karada ayağa kalkmak zorundadır. Yeni doğmuş su aygırlarını meme emdirinceye kadar hayvanat bahçesi bakıcılarının canı çıkmaktadır.

Pete adında bir su aygırı:

Pete adında iri bir erkek su aygın 1903′ te doÄŸmuÅŸ ve 1953′te yarım asırlık olmasına birkaç ay kala ölmüştü. Üç yaşındayken 850 kilo ağırlığındaydı. Büyüdükten sonra ağırlığı 2 tonu buldu. Günlük yiyeceÄŸi 45-50 kilo saman ile 20 kilo çorbaydı. Hayatının en büyük Jasmını New York un Bronx Park hayvanat Bahçesi’nde geçirdi ve sonunda ihtiyarlıktan
öldü. Londra Hayvanat Bahçesi’ndeki bir erkek su aygırının 4 480 kiloluk ağırlığı su aygırlarının arasında bir rekor olsa gerektir.

Gerçek mi, masal mı:

Afrika yerlileri «ehipekvee» (çipekve okunur) diye tanınan ve 80 kilometre uzunluğundaki Bangvveulu gölünün sularında yaşayan son derece iri, esrarengiz bir hayvandan bahsederler. Su aygın gibi tüysüz bir vücudu olan bu hayvan, gene de söylentilere göre, gergedanınla gibi bir boynuzla silâhlıymış. Bu boynuzun pürüzsüz ve cilâlı bir beyaz fildişi olduğu söylenir.
Beyazlar, Afrika’da henüz böyle bir hayvan görmemiÅŸlerse de, yalnız yerlilerce bilinen bazı garip hayvanların Afrika’nın uzak ve ıssız bölgelerinde meydana çıktığı olmuÅŸtur. Bu itibarla «Chipekwe» nin de gerçek olması pekâlâ mümkündür.

Su aygırı’nın seyahatleri ve zevkleri:

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Su aygırı sanıldığından çok daha hareketli bir hayvandır. Karada insan kadar hızlı koşabilir, hatta gerekince dörtnala yol alır. Koştuğu veya yürüdüğü zaman, şişman vücudunun her bir yanındaki bacaklarının arasındaki aralık o kadar geniştir ki, kumun veya samurun üze» rinde birbirine paralel ilk hat halinde ayak izleri bırakır.
Yaşlı erkekler çoğunlukla yalnız yaşarlarsa da, yirmi, otuz hayvanın bir arada bulunup yiyecek peşinde uzun yolculuklar yaptığı olur. Bu gibi sürülerin bir gecede nehir üzerinde 30-40 Km. uzağa gittikleri görülmüştür. Fakat gün doğmadan uyudukları yerlere dönebilmek için, çoğu zaman buralardan 1,5 - 2 Km. den fazla uzaklaşmazlar.
Meşhur gezgin su aygırı Huberta 1900 kilometreden uzak yola gitmesiyle bütün dünyanın ilgisini uyandırmıştı. 1928 aralığında Zulu ülkesinden yola çıkan Huberta, 1931 nisanında Keiskama nehrine varmış,

fakat ne yazık ki orada vurulmuÅŸtu. Huberta’nın, hiç beklenmedik bir sırada insanların karşısına çıkmak, sonra sessizce çalıların arasına süzülerek kimse yanma yaklaÅŸamadan suyun içinde gözden kaybolmak gibi garip bir âdeti vardı.
Su aygırları sudan fazla uzaklaşacak olurlarsa, arslanların saldırısına hedef olabilirler. Bir keresinde büyük kedilerin üçü, bir su aygırının sırtına atlamışlar, mücadelenin kulakları sağır edici gürültüsü ise 1,5-2 kilometre ilerideki bir kamptan duyulmuştu. Su aygırı sonunda saldırgan aratanları da beraberinde sürükleyerek yola düzülmüş, böylece bir suya kapağı atarak kurtulmayı başarmıştı.
Su aygırları her nedense kamplarda yakılan ateşlerin düşmanıdır. Öfkelerini genellikle gürültülü homurtularla dile getirirlerse de, karaya
çıkıp canlarını sıkan ateÅŸe saldırdıkları da görülmüştür. Su aygırı’nın ses alanında bu homurtulardan baÅŸka marifetleri de vardır. Alçak sesli nefesleri çok geçmeden borazanı andıran horultular halini alır ve son derece hacimli ve âdeta kükreme denilebilecek bir böğürme ile son bulur.

Güzel Olmayan İlginç Bir Yaratık

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

«Adi su aygırı» (Hippopotamus amphibius), bir zamanlar Afrika’nın büyük golleriyle akarsularının çoÄŸunda bulunurdu, fakat bugün ona Zulu ülkesinin güneyinde rastlayamayız. Timsahla kaynaÅŸan sularda rahat rahat yaÅŸar: Bu güçlü sürüngenler için dahi korkunç bir düşman olabilir. Köpek diÅŸleri timsahın zırhını bir ısırışta yarabilir.
Su aygırı, içersinde bulunduğu suyun tuzlu veya acı olmasına aldırmaz. Pek hızlı veya usta bir yüzücü değildir. Vücut yapısı suda ağır ağır ilerlemesine ve sığ suların dibinde gezinirken kesici dişlerinin yardımıyla su bitkilerim kökleriyle birlikte koparmasına elverişlidir. Fakat bir nehrin yukarı boyları yönünde yüzerken kuvvetli akıntılara kargı koyabilecek güçte bir yüzücüdür.
Suların içindeki veya etrafındaki kamışlarla otlar baÅŸlıca gıdası olmakla beraber, gecenin karanlığından faydalanarak karaya çıkar ve yerlilerin bostanlarını ‘yaÄŸma eder. Su aygırının Afrika’nın golleriyle akarsularında sık sık güneÅŸ banyosu yaptıkları görülür. Bu arada her hayvan, önündeki bir arkadaşının sırtını basma yastık yapar. YetiÅŸkin bir su aygırı başının bir ton çektiÄŸi söylendiÄŸine göre, bu ÅŸekilde nasıl rahat ettiklerine akıl, sır ermez.
Karaya çıktığı zamanlar, su aygırı’nın, hayvanın kurutucu etkisini azaltan bir mekanizması vardır. Cildindeki özel gözenekler pembemsi renkte, yoÄŸun ve yaÄŸlı bir madde salgılar. Bu salgı, su aygırı suda fazla uzun zaman kaldığında aynı ÅŸekilde cildi korur. Su aygırının cildinden böyle pembemsi bir sıvının çıkması, halk arasında hatalı olarak, hayvanın «kanlı terler» döktüğü inancının yer etmesine sebep olmuÅŸtur.
Su aygırı suyun yüzünde tıpkı bir kütük gibi sürüklenebilir, birdenbire kurşun gibi batabilir ve bir gölün dibinde saatte 12-13 kilometre hızla koşabilir. Suyun dibinde çoğu zaman iki dakikadan fazla kalmazsa da, gerekirse otuz dakika devamında havaya çıkmaz. Daldığı zaman su papımsı burun delikleri kapanır. Havaya çıktığı zaman ise bu burun delikleri gürültülü bir horultu ile açılır ve bu arada nemli bir serpinti 30 santim yükseğe kadar püskürür. Su aygırı geceleyin eğlendiği vakit, homurtuları hayli uzaktan duyulabilir. Hayvan gündüzleri kumlu bir kıyıda veya sık kamışların arasında uyur.

Dört ton ağırlığında olabilir:

Su aygırı en çirkin hayvanların arasında yer almakla beraber, yakından bakıldığı zamanlar ilginç bir yaratıktır. Bir kere iriliğiyle insana tesir eder. Bir su aygın dört ton ağırlığında olabilir, omuz hizasındaki boyu da 135 santimi bulabilir. Baş ve vücut uzunluğu ise 360-365 santimdir. Kuyruğu bu uzunluğa bir 30 santim daha ekler. Burnundaki, başındaki ve kuyruğundaki birkaç kılın dışında vücudu çıplaktır. Derisi kalın ve koyu kahverengidir.
Su aygın, memelilerin arasında, balinadan sonra en iri ağzın sahibidir. Hayvanı seyredenler, onun, muazzam çenelerinin arasındaki korkunç boşluğu ikide bir göstermekten zevk aldığı hissine kapılırlar.
Su aygırının kesici diÅŸleriyle köpek diÅŸleri çok iridir. Bunların keskin kenarları, ağız açılıp kapandıkça alt ve, üst çenelerdeki diÅŸlerin birbirine sürtünmeleriyle bilenir. Alt köpek diÅŸleri 2-3,5 kilo ağırlığında ve 60-61 santim uzunluÄŸundadır. Fakat bu iri kitlenin yarısından fazlası, diÅŸ eti hattının altında gizlidir. Bu orak biçimindeki diÅŸler, su aygırı’nın besinini meydana getiren yüksek kamışları, otları ve su bitkilerini kesmeye çok elveriÅŸlidir. Kesici diÅŸlerinin ayrıca bir fildiÅŸi kaynağı olmak bakımından deÄŸeri vardır. (Bununla beraber, su aygın diÅŸlerinin fildiÅŸisi saÄŸlam deÄŸildir, sıcakla soÄŸuÄŸun meydana getirdiÄŸi geniÅŸleme ve büzülme eylemlerinin etkisiyle kolay çatlar.)
Su aygırı’mn eti lif liftir ve makine yağı gibi bir tadı vardır. Öyle olmakla beraber, yerliler bu eti ve özellikle eritip yemek yağı olarak kullandıklarI su aygırı yağını severler. Yerlilerin iddiasına göre, bu yaÄŸ hiç acımazmış.

SU AYGIRLARI VEYA HİPOPOTAMLAR

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

AFRİKANIN NEHİR ATLARI

HİPOPOTAM kelimesi Yunancadan alınma olup «nehir atı» anlamına gelir. Bu hantal ad iri ve hantal yaratık için biçilmiş kaftandır. «Su aygırı» adıyla daha iyi taradığımız bu hayvanın hacimli ve toparlak bir vücudu vardır. Bacakları o kadar kısadır ki, şişman karnı yerlere sürtünmekten zor kurtulur. Muazzam kafası yuvarlanarak şiş bir burunla son bulur.
Su aygırının burun delikleri ile gözlerinin stratejik bir mevkii vardır. Burun delikleri önde ve burun tepesindedir. Ufak, fakat fırtlak gözleri ise başın önünde ve hayli yüksektedir. Yassı suratının tepesi suyun yüzünde kaldığı için, hay’ van yüzerken nefes alabilir ve etrafını görebilir. Ufak ve yuvarlağımsı kulakları ise gözlerin arkasında ve başın epey gerisindedir.
Åžu aygırı tarih öncesi devirlerinde Avrupa’da yaÅŸardı. Bu eski günlerde İngiltere’de Londra yakınların
da su aygırı vardı. Fakat bu hayvanlar zamanla Afrika’nın dışındaki her yerde yok oldular. Bugün ise Afrika’da da soylarının tükenmemesi için son bir çaba sarf edilmektedir. Su aygırı ailesi kalabalık deÄŸildir. «Hippopotamidae» ler adi su aygırı ile küçük Nil aygırından meydana gelir.

BEYAZ DUDAKLI PEKARİ veya TAGASSU

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

«Beyaz dudaklı pekari» (Tagassu peeari), yakalı akrabasından iridir. Omuzlarında çizgi de yoktur. Çenesinden hemen gözlerine kadar uzanan beyaz bir bölge, vücudunu kaplayan kaba siyah kıllarla tezat meydana getirir. Bu hayvan yakalı pekari kadar yaygın değildir. Güney Meksika ile Paraguay arasındaki bölgelerde yaşar.

YAKALI PEKARİ veya MİSK DOMUZU veya GÖBEKLİ DOMUZ

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

«Yakalı pekari» (Tagassu tajacu), BirleÅŸik Amerika’nın en güneydeki kısımları ile Patagonya arasında bazen deniz yüzeyindeki yerlerde, bazen de 2400 metrelik yüksekliklerde yaÅŸar. Açık renkli bir çizgi, İngilizcede «kargı» anlamındaki «javelin» adıyla da anılan bu hayvanın omuz hizasında vücudunu hemen tamamıyla çevirerek bir yaka meydana getirir.
Yakalı pekari, kır renkte kalın, kaba ve fırça kılı gibi tüylerle kaplıdır. Kuyruğu varla yok arasıdır. Omuz hizasında 50 santim boyunda, 90 santim uzunluğunda ve yaklaşık olarak 25 kilo ağırlığmdadır

Pekari’lerle Domuzlar

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Pekari’ler Amerika kıtasındaki biricik domuzumsu hayvanlarsa da, gerçek domuz deÄŸillerdir. Onları Eski Dünya domuzlarından ayıran baÅŸlıca farkların arasında ÅŸunlar sayılabilir: Ayağın dıştaki küçük toynağının yok olması, üst çeneden dikey olarak aÅŸağıya çıkıntı yapan kesici diÅŸler ve sırtta, kuyruÄŸun 20 santim kadar yukarısında iri bir misk bezi.
Pekari’nin eldiven derisi olarak raÄŸbet gören saÄŸlam postu, kıl kökleri tarafından bırakılan düzgün ÅŸekilde serpiÅŸtirilmiÅŸ üçer delik gruplarından tanınır.
Pekarilerle Eski Dünya domuzlarının davranışları aşağı yukarı aynıysa da, üreme âdetlerinde fark vardır. İn, bir ağaç kovuğu veya sık çalıların arasındaki bir. yuva olabilir. Yavrular doğdukları zaman tavşan büyüklüğündedirler, renkleri sarımsı kahvedir, sırtlarında da uzunlamasına bir siyah çizgi bulunur. Bir batında iki yavru normaldir, arada sırada tek yavrunun da dünyaya geldiği olur. Üçüzler daha enderdir.
Domuzlar «Suidae» ailesini meydana getirirler. Pekari’lerin de kendilerine has «Tayassuidae» adında bir aileleri vardır.
Pekarrler baÅŸlıca iki çeÅŸittir, bunlar da irilik, üzerlerindeki iÅŸaretler ve yaÅŸadıkları bölgeler itibarıyla az çok farklı daha küçük gruplara bölünürler. Pekarilere BirleÅŸik Amerika’nın güneyi ile Patagonya arasında her yerde rastlanılır.

PEKARİ’LER

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Yeni Dünya’nın Domuzumsu Hayvanları

PEKAKİ» ler orman hayvanlarıdır ve hayvan sayısı birkaç baş ile üç yüz arasında oynayan sürüler halinde yolculuk ederler. Gerçek domuzlar gibi bunlar da yumrular, kökler, meyvalar ve başka bitkisel besinlerle beslenirler. Fakat aynı zamanda küçük hayvanlarla yılanları da avlarlar.
Pekari, iri dahi olsa, bir çıngıraklı yılanı öldürmek fırsatını kaçırmaz. Yelesindeki ve vücudundaki kılları havaya dikerek saldırıya geçer, sürüngene bir metre kala durur ve onu saldırıya kışkırtır. Yılan bir an için halkalarını açınca, pekari sırtını kamburlaştırır, birden havaya sıçrar ve dört toynağıyla sürüngenin üzerine iner. Bu hareketi defalarla tekrarlayarak yılanı didik didik eder. (Evcil domuzun da bir yılan avcısı olduğunu belirtmeden geçmeyelim.)
Bazen şurada burada insanlara saldıran vahşî pekari sürüleri hakkında yazılar okumaktayız. Bu gibi hikâyelerin gerçekle ilgisi yoktur. Pekari aslında ancak kendini savunmak için dövüşen çekingen ve ürkek bir yaratıktır.

DOMUZLARİN HAYVANLAR DÜNYASINDAKİ YERİ

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Domuzların toynakları varda, bu toynaklar atınkiler veya gergedanınkiler gibi değildir. Domuzlar, çift parmaklı ve toynaklı memelilerin meydana getirdiği kalabalık grubun üyesidirler. Daha önce de gördüğümüz gibi, »çift tırnaklı deyimi, parmakların sayısını göstermez. Bu hayvanlarda birinci parmâk hiç yoktur, bazen ikinci ve besinci parmaklar da bulunmaya bilir. İkinci ve beşinci parmaklar var olsalar bile önemli bir vazife görtermezler.
Önemli olan üçüncü ve dördüncü armaklardır. Bu hayvanlara «çift parmaklı» denilmesinin sebebi de udur. Bu parmaklar sağlam toprak üzerinde domuzun vücudunun ağarığını taşırlar. Bu takımın bütün hayvanları, «çift parmaklı» anlamına gelen «Artiodactyla» adıyla tanınırlar. Bu grup da daha küçük bölümlere ayrılır. Bu bölümler sırayla şunlardır:

Domuzumsular (Suiform):

Bunlar geviş getirmezler. Domuzlar, pekariler ve su aygırları bu gruptadır.

Topuk tabanlılar (Tylopoda):

Bunlar geviÅŸ getiren ilkel hayvanlardır. Bunların üst çenelerinde hem dışarıya çıkıntı yapan kesici diÅŸler, hem ie köpek diÅŸleri vardır. Develer, tek hörgüçlü develer, lama’lar, alpaka lar, vikunya’lar ve guanako’lar bu gruptandır.

GeviÅŸ getirenler (Kuminantia):

Bunlar, üst çenelerinin önünde dişleri olmayan gerçek geviş getirenlerdir. Kafatasının kemikten çıkıntılarının üzerine oturmuş çift boynuzlu veya dallı boynuzları olan bütün hayvanlar, yani bütün geyikler, antiloplar, koyunlar, keçiler, sığırlar ve zürafalar bu gruptandır.
Bu hayvanlara geviş getirenler denilmesi, boynuzlarının olmasından ileri gelmemektedir tabiî. Bu gibilerinin mideleri tek kompartıman olacak yerde, üç, bazen de dört odaya bölünmüştür. Bunların ilkine «rumen» yani işkembe denilir, hayvanların aile adı bu kelimeden alınmadır. Geviş getiren bir hayvanın, öbürlerine kıyasla, bol miktarda yiyeceği birden çabuk çabuk yemek
ve işkembesinde depo etme avantajı vardır. Geviş getiren hayvan, canı istediği zaman bu yiyecekleri tekrar ağzına çıkarır ve kolay sindirilmek üzere yeniden esaslı surette çiğner.
Bir geviş getirenin, midesinden gelen sindirilmemiş besinleri ne şekilde çiğnediğini seyretmek ilgi çekicidir. Bir sığır ya da benzeri hayvan, tereihan gölgelik bir yere çekilir, tatlı bir rehavet içinde geviş getirmeye başlar. Hayvan çiğnerken, alt çenesi bir yandan öbür yana oynar, fakat çenesinin yalnız bir yanındaki dişler besinle temas halindedir. Kısa bir süre sonra sindirilmemiş besin öbür avurda geçer ve orada da bir müddet öğütülür.
Bu ayrıntıları gördükten sonra, domuzlarla ilginç akrabalarını ve hayvanlar dünyasındaki yerlerini daha iyi anlayabiliriz.

DÜĞMELİ AFRİKA DOMUZU veya VLAKVARK

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

«Düğmeli Afrika domuzu» (Phacochoerus aethiopicus), dünya yüzündeki en çirkin yaratık olarak ün salmıştır. Başı, ufak, yuvarlak ve şişman vücuduna, kısa bacaklarına ve ufak ayaklarına kıyasla muazzam gözükür. Yassı bir kepçeye benzer suratının yanlarındaki iki çift siğil ve deri kıvrımlarının araşma gömülmüş bulunan küçük gözleri, kafasını gerçekten iğrenç gösterir.
Önce yana kıvrılan, sonra yukarıya ve burun yukarısına dönen kesici dişler, hayvanın enli burun ucuna yakındır. Bunların uzunluk ortalaması 25 santim ise de, 67 - 68 santim uzunluğunda olanları da görülmüştür. Bu yaban domuzunun vücudunda, yüzündeki tek tük bıyıklar ile uzun, kaba ve koyu renk seyrek kıllardan meydana gelmiş yelesinin dışında pek az tüy vardır, tri bir düğmeli Afrika domuzu, omuz hizasında 75 santim boyunda olabilir ve 100 kilo veya daha fazla çekebilir.
Günün her saatinde hareket halinde olan düğmeli Afrika domuzu Orta ve Kuzey DoÄŸu Afrika’nın otu bol açık ovalarına raÄŸbet eder. BaÅŸka domuzlar gibi toprağı kazıyarak içinden kökler ve yumrular çıkarsa da, arada sırada çayırlarda zebra ve antilop sürüleriyle bir arada otlarken görülür.